MEME KANSERİ
Op. Dr. Feridun GÖKÇE
Meme kanseri teşhisi konması bir kadın için kolay kabullenebilecek bir durum değildir. Ancak meme kanseri olan hastalar, günümüzde tedavi imkanlarının artmasıyla birlikte eskiye oranla hayata daha iyimser bir gözle bakabilmekte ve hatta tamamen iyileştirilebilmektedir. Konu ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar genişletildikçe, kanserin önlenmesi, teşhis ve tedavi imkanları konusunda daha yeni bilgiler edinilmektedir. Meme kanseri özellikle ileri yaş (50 yaş sonrası) hastalığı kabul edilmesine karşın her yaşta görülebilmektedir. Çok nadiren erkeklerde de (%1) görülebilir.
Tüm araştırmalara rağmen meme kanserinin kesin nedeni tam olarak anlaşılamamakla birlikte meme kanseri gelişimine zemin hazırlayan bazı risk faktörleri ortaya çıkarılmıştır. Bilinen risk faktörlerinin yanı sıra kişilerin kendi kendilerine yapacakları muayeneler de kanserin erken dönemde yakalanmasında önemli bir yer alır. Unutmamak gerekir ki, meme kanseri erken teşhis edildiğinde ve uygun tedavi edildiğinde kesinlikle korkulacak bir hastalık değildir. Önemli olan hastalığın erken yakalanmasıdır. Uygun bir şekilde tedavi edilen hastalar normal hayatlarını sürdürebilirler.
Memenin Yapısı
Meme, sayısı yaklaşık 20 kadar olan lob diye adlandırılan bölümden oluşmuştur. Her lob kendi içinde daha küçük bölümler olan lobüllere ayrılır. Lobüller süt üretimini sağlayan yapılardır. Her bir lobülün süt salgısının akıtmasını sağlayan bir süt kanalı vardır. Her lobülün süt kanalları birleşerek meme başına kadar uzanan ana süt kanalını oluşturur. Süt kanallarının ve lobüllerin çevresi yağ dokusu ile sarılıdır.
Meme dokusu içinde normal kan damarlarının yanı sıra lenf damarları da vardır. Lenf damarları, vücudun belirli bölgelerinde gruplar halinde bulunan mercimek şeklindeki lenf düğümlerine ulaşırlar. Meme içindeki lenf damarları, memenin orta ve alt kenarı, koltuk altı ve köprücük kemiği boyunca dizilmiş lenf düğümü gruplarına ulaşırlar. Memedeki lenf akımının yaklaşık %75’i koltuk altındaki lenf düğümü gruplarına doğru olur.
Göğüs kanserinin nedenleri ve risk faktörleri
Günümüze dek yapılan tüm bilimsel araştırmalara rağmen meme kanseri gelişiminin kesin nedeni bulunamamıştır. Ancak meme kanserinin gelişme olasılığını arttıran bazı risk faktörleri bilinmektedir. Bilinen risk faktörlerinden birini ya da birkaçını taşıması, o kişinin kesinlikle göğüs kanserine yakalanacağı anlamına gelmediği gibi, kişinin hiçbir riski taşımaması, o kişinin kesinlikle göğüs kanserine yakalanmayacağı anlamına gelmez. Bunun anlamı, bütün riskleri üzerinde taşıyan bir kişi göğüs kanserine yakalanmayabilir, ancak hiçbir riski taşımayan bir kişi de göğüs kanserine yakalanabilir. Meme kanseri gelişiminde rol oynayan risk faktörleri aşağıda anlatılmıştır.
Cinsiyet: Kadın olmak meme kanseri gelişimi için başlı başına bir risk faktörüdür. Çünkü erkeklerde meme kanserine çok ender rastlanır.
Yaş: Kişinin kontrolünün dışında olan bir risk faktörüdür. En önemli risk faktörlerinden biridir. Yaş ilerledikçe özellikle 50 yaşından sonra meme kanseri riski artar.
Geçirilen meme hastalıkları: Daha önceden biyopsi ile teşhis edilmiş, ancak kötü huylu olmayan bazı meme hastalıkları, meme kanseri gelişimine zemin hazırlayabilir.
Ailesel yatkınlık: Ailesel yatkınlık kişinin kendi kontrolünün dışında olan bir risk faktörüdür. Kişinin birinci ya da ikinci dereceden akrabalarında meme kanseri gelişmesi o kişide kanser gelişme olasılığını arttırır. Özellikle şu durumlarda risk biraz daha yüksektir:
- Birinci ve ikinci dereceden akrabalar arasında biden fazla kişide meme kanseri gelişmesi
- Birinci dereceden akrabalar arasında her iki memesinde de meme kanseri gelişen bir bireyin olması
- Birinci dereceden akrabalar arasında menapozdan önce meme kanserine yakalanan bir bireyin olması
Diğer organ kanserleri: Kişinin kendisinde ya da birinci ve ikinci dereceden akrabalarından birinde meme dışında başka bir organ kanserinin bulunması halinde o kişide meme kanseri gelişme riski de yüksektir.
Genetik faktörler: Yapılan bilimsel çalışmalar sonucu meme kanseri gelişiminde rol alan BRCA1 ve BRCA2 adlı iki gen tespit edilmiştir. Her 200 kadından birinde görülen bu genler meme kanseri gelişimi riskini de artıcı niteliktedir. Ancak bu genleri taşıyor olmak mutlaka meme kanserine yakalanacağı anlamına gelmemektedir.
Meme kanseri geçirilmiş olması: Meme kanserine yakalanan bir kişinin diğer memesinde kanser gelişme riski normale göre daha yüksektir.
Irk: Beyaz ırk kadınları, diğer ırklara göre meme kanserine biraz daha yatkındırlar. Fakat zencilerde meme kanserinden ölüm oranı beyaz ırktakilere göre daha yüksektir. Meme kanseri, Asya kökenli kadınlarda daha düşük oranda gelişmektedir. Amerika ve Afrika kökenli kişilerde ise menapozdan önce meme kanserine yakalanma oranı daha yüksektir. Doğu ve Orta Avrupa kökenli Musevi soyundan gelen kişilerde de meme kanseri daha sık olarak ortaya çıkmaktadır.
Radyasyon: Erken yaşlarda göğüs bölgesinin radyasyona maruz kalması göğüs kanseri gelişme riskini arttırmaktadır. Ancak mamografik tetkikler düşük doz radyasyon ile yapılmasından dolayı hemen hemen hiç kanser riski taşımamaktadır.
Hormonal faktörler: Kadınların cinsiyet hormonu olan östrojenin, meme dokusundaki hücrelerin çoğalması yönünde sürekli uyarıcı etkisi vardır. Çoğalma yönünden uyarıya maruz kalan hücrelerin, yapılarında değişime giderek çoğalmaları da mümkün olabilmektedir. Bu durumum gerçekleşmesi anormal hücrelerin ortaya çıkmasına ve çoğalmalarına zemin hazırlar. Anormal hücrelerin çoğalması kanser yönünde de olabilir. Ayrıca menstrüasyonun başlama ve bitiş yaşına, ilk çocuk sahibi olma yaşına, aylık menstrüasyon döngüsünün süresine ve menapoz yaşına bağlı olarak kadınlarda hayatları boyunca östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanma miktarı değişken bir seyir izler. Menstrüasyonu 12 yaşından önce başlayan kadınlarda, 30 yaşından sonra ilk doğumunu yapan kadınlarda, 55 yaşından sonra menapoza giren kadınlarda ve menstrüasyon döngüsünün normali olan 26-29 günden daha kısa ya da uzun olan kadınlarda meme kanseri gelişim riski biraz daha yüksektir. Günümüzde sahip olunan bilgilere göre hormon içeren doğum kontrol haplarının meme kanseri riskini arttırmadığı düşünülmektedir ancak erken yaşlarda doğum kontrol hapı kullanmaya başlamanın bir risk teşkil edebileceği düşünülmektedir.. Yapılan bazı çalışmalar menapoz sonrası özellikle 5 yıldan daha uzun süre hormon tedavisi gören kadınlarda meme kanseri gelişiminin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Diethylstilbesterol (DES) kullanımının meme kanseri gelişimine zemin hazırladığı bilinmektedir.
Beslenme alışkanlıkları: Beslenme tarzı ile meme kanseri gelişimi arasında tam bir ilişki kurulamamıştır, meme kanseri gelişiminde halen daha şüphe duyulan konular arasında yer almaktadır. Şişmanlık önemli bir tetikleyici faktör olabilir. Aynı zamanda günde birkaç bardaktan fazla düzenli olarak alkol kullanımı ve sigara kullanımı da düşündürücü faktörlerdir. Bazı bilimsel çalışmalar yağ oranı yüksek gıdalar ile beslenen kadınların meme kanserine daha yatkın olduğunu göstermiştir. Yapılan bu çalışmalara göre yağ oranı düşük gıdalar ile beslenmenin meme kanseri gelişim riskini azaltabileceği düşünülmektedir.
Göğüs kanserinin genlerle ilişkisi
Meme hücrelerinin genlerinde oluşan mutasyon diye adlandırılan bazı bozukluklar ve değişimler meme kanseri gelişimine zemin hazırlayıcı niteliktedir. Kanser gelişimine zemin hazırlayan mutasyonlar, genlerin DNA onarımı, hücrelerin bölünmesi ve hücrelerin ölümünü kontrol eden birimlerinde ortaya çıkar. En sık rastlanan genetik değişimler BRCA1 (meme kanseri geni 1) ve BRCA2 (meme kanseri geni 2) de oluşmakta ve ailesel yatkınlığı olan meme kanseri hastaların yaklaşık %80’inin , bu genlerdeki değişim sonucu meme kanserine yakalandığına inanılmaktadır. 1990 lı yılların başında BRCA1 ve BRCA2 genlerinin keşfedilmesi, meme ve yumurtalık kanserinin genlerle olan ilişkisini aydınlığa kavuşturma konusunda büyük bir aşama olmuştur.
Genetik Testler
Basit bir kan testi ile BRCA genleri saptanabilmektedir. Genetik testler daha çok meme ya da yumurtalık kanserinin gelişimi yönünden genetik riskler taşıyan kişiler için uygundur. Genetik test yapılması uygun olan kadınların aşağıdaki özellikleri taşıyor olması önemlidir:
- 1. ve 2. dereceden akrabalarında meme kanseri görülmesi
- 50 yaşından önce meme kanserine yakalanmış bir akrabasının olması
- Soyunda birden fazla kuşakta meme kanseri geçiren akrabalarının olması
- Kan bağı olan akrabalarında yumurtalık kanserine rastlanması
- Doğu ve Orta Avrupa kökenli Musevi soyundan geliyor olması
Meme kanseri riskine yönelik yapılan genetik araştırmalar içinde en önemlilerinden birisi de ailenin diğer bireylerinden de yardım alarak detaylı bir soy ağacının çıkarılması ve soyunda meme kanserine yakalanmış kişilerin belirlenmesidir.
Yapılan genetik test sonuçlarının pozitif çıkması halinde kişinin zihninde cevap arayışına gireceği birçok soru oluşacaktır. Kendisinin ileride kanser olup olmayacağı, kansere yakalanırsa hayatının ne şekilde etkileneceği, kanser olasılığından dolayı daha şimdiden memelerini aldırmanın uygun olup olmayacağı gibi daha birçok konu kendisini huzursuz edecek ve sıkıntıya sokacaktır. Genetik test yaptırmayı düşünen kişileri bu gibi problemler beklediği için öncelikle genetik test yaptırmanın uygun olup olmadığına dikkatlice düşünülerek karar verilmesi, genetik test yaptırıldığında çıkacak sonuca göre nasıl hareket edilmesi gerektiğinin önceden programlanması kişinin yararına olacaktır.
Göğüs kanseri önlenebilir mi?
Kişinin yaşı, ailesel yatkınlık, ilk menstrüasyon yaşı gibi faktörler, kontrolü kişinin elinde olmayan faktörlerdir. Diyet, egzersiz, sigara ve alkol alışkanlığı gibi faktörler, kontrolü kişinin elinde olan faktörlerdir. Meme kanseri yönünden kendisini risk altında hisseden bir kadın, kendisinde var olduğunu düşündüğü tüm risk faktörlerini ve bunlardan hangilerini kendi kontrolü altına alabileceğini kendi kendine belirleyebilir. Genetik testler sonucu BRCA1 ve BRCA2 genlerinde mutasyon saptanmış ya da bunun dışında yüksek risk taşıyan bir kadının önünde birçok seçenek vardır. Olası bir meme kanserinin erken dönemde saptanması konusunda kendisinin bilinçli olması gerekir. Düzenli muayene ve kontrollere ek olarak diyetine ve egzersizlere dikkat etmesi, alkol ve sigara kullanımından mümkün olduğunca uzaklaşması gibi konuları da göz ardı etmemesi gerekir. Bu durumda ayrıca doktorunuzun önereceği Tamoxifen gibi ilaçlar da kanser gelişme riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu aşamada en etkin ve bir o kadar da radikal olan diğer bir seçenek ise kanser gelişmeden önce memelerin ameliyat ile alınmasıdır. Tıbbi olarak profilaktik mastektomi denen bu uygulama, yüksek risk taşıyan kişilerde düşünülebilir, bu yolla meme kanseri gelişme riski büyük ölçüde azaltılabilir. Profilaktik mastektomi sonrası halen daha çok az da olsa memeye ait dokular kalmış olduğu için risk çok az da olsa devam etmektedir. Riskin tamamen ortadan kaldırılabilmesi çok daha geniş çaplı bir operasyon gerektirir.
Erken teşhis yöntemleri
Kişinin kendi kendisine yapacağı meme muayenesi, düzenli jinekolojik ve mamografik kontroller meme kanserini erken dönemde saptamak açısından önemlidir. Meme kanseri ne kadar erken saptanırsa o kadar kolay ve tam tedavi edilir. Çoğu meme kanseri, kadınların kendisi tarafından saptanır. Bu nedenle kadının kendi kendini muayenesi çok önemlidir. Kendi kendine muayene her ay menstrüasyon bitiminden bir hafta sonra yapılmalıdır. Çünkü bu sırada meme gergin ve şişkin değildir. Menopozdan sonra ise bu muayene her ayın ilk günü yapılmalıdır.
Meme kanseri yönünden kendisini riskli hisseden bir kişinin uygulaması gerekenler:
20 yaş altı: Her ay kendi memesini muayenesi etmesi
20-39 yaş arası: Her ay kendi memesini muayene etmesi, üç yılda bir doktora muayene olması
40 yaş üzeri: Her ay kendi memesini muayene etmesi, her yıl mamografi ile birlikte doktora muayene olması
Kendi kendine meme muayenesi
Kişinin kendi kendine yapacağı meme muayenesi ile memede ortaya çıkabilecek değişiklikleri erkenden saptamak mümkündür. Memede yaşlanmaya, menstrüel döngünün dönemlerine, doğum kontrol hapı kullanımına, gebeliğe ve menapoza bağlı olarak normal değişimler izlenebilir. Menstrüasyon döneminde memelerde hafif dolgunluk ve hassasiyet olması doğaldır. Bu nedenle muayenenin menstrüasyon bitiminden bir hafta sonra yapılması daha uygundur. Üç aşamalı olan bu yöntem meme kanserinin tam olarak tedavi edilebilecek aşamada saptanmasını sağlamak açısından hayat kurtarıcı nitelikte olabilir.
- Aynanın önünde kollar iki yanda serbestçe aşağıya sarkacak şekilde durulur ve memeler gözle kontrol edilir. Memelerde herhangi bir şişlik, büzüşme, gamzeleşme, akıntı ya da bunlara benzer gözle görülebilir bir farklılaşma olup olmadığı incelenir .
- Eller başın arkasında birleşecek şekilde yukarı kaldırılır, her iki memenin de şekil ve sınırlarında herhangi bir değişiklik, şişlik, deride bir çukurlaşma, deri veya meme başında bir değişiklik olup olmadığına bakılır.
- Her iki avuç içi kalçanın üzerine koyulur ve kalçaya sıkıca bastırılır. Böylece göğüs kasları kasılır. Bu pozisyondayken de meme üzerinde gözle görülebilir bir farklılık olup olmadığına bakılır.
- Sırt üstü yatılır. Sağ kol başın arkasına doğru uzatılır. Sol elin üç orta parmağının hassas olan dokunma bölgesini memenin üzerine düz bir şekilde koyarak memede sert, lastik kıvamında bir şişlik olup olmadığı kontrol edilir. Parmaklar meme içinde farklı kıvamda bir şişliği ya da kitleyi hissetmeye yetecek kadar bastırılır. Elin meme üzerinde aşağı yukarı ve dairesel hareketleri ile tüm meme alanı içinde herhangi bir sertlik, şişlik ve kitle olup olmadığı kontrol edilir.
- Aynı yöntem uygulanarak sol meme muayene edilir.
Meme muayenesi banyo yaparken de yapılabilir. Vücudunuz ıslak ve sabunluyken parmaklar ıslak deri üzerinde daha kolay kayar. Parmaklar düz bir şekilde memenin üzerine konur. Her iki memenin tamamının üzerinde gezdirilerek herhangi bir kitle, sertlik ya da şişlik olup olmadığına bakılır.
Klinik muayene
Her kadının kendi kendine yapacağı meme muayenesinin yanı sıra düzenli aralıklar ile doktor kontrolüne de ihtiyacı vardır.
Mamografi
Mamografi, meme kanserini elle dışarıdan hissedilebilecek büyüklüğe ulaşmadan önce varlığını tespit edebilecek bir yöntemdir. Mamografi, meme için özel tasarlanmış, meme dokusu içindeki değişiklikleri belirleyebilen bir röntgen yöntemidir. Mamografi aynı zamanda meme dokusu içinde kalsiyum birikimlerini de görüntüleyebilir. Memede görülebilen kalsiyum birikimleri kötü huylu değildir. Mikrokalsifikasyon diye adlandırılan noktasal tarzdaki kalsiyum kümeleri meme kanserinin erken dönem bulgusu olabilir. Kalsiyum birikimleri (mikrokalsifikasyonlar) kansere neden olmaz, ancak bazen kanserin bir belirtisi olabilir. Mamografide bu gibi değişiklikler izlendiğinde daha ileri tetkiklerin yapılması gerekebilir.
Mamografi, meme kanserini erken dönemde belirlemek için en iyi tetkik olmasına rağmen bazı dezavantajları da vardır. Mamografi nadir de olsa bazen mevcut kanseri belirleyemeyebilir, yani kanser var olduğu halde mamografi gösteremeyebilir (yanlış negatif sonuç). Tam, tersine meme dokusu içinde olabilen herhangi bir değişikliği de kanser olarak da gösterebilir (yanlış pozitif sonuç). Meme dokusu içinde muayene ile bir şişlik ya da kitle saptanıp da mamografide görüntülenememişse daha ileri tetkiklerin yapılması uygun olur.
Meme kanserinin belirtileri
Meme kanseri erken döneminde hiçbir belirti göstermeyebilir. Genellikle ağrı da hissedilmez. Kanser ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkmaya başlar.
- Meme dokusu içinde elle hissedilebilen ve genellikle ağrısız olan bir sertlik ya da şişlik olabilir. Bu gibi kitleler henüz daha elle hissedilemeyecek dönemlerde bile mamografi ile tespit edilebilir.
- Koltuk altında şişlik ya da sertlik şeklinde bir kitle olması.
- Memede alışılmışın dışında bir ağrı olması.
- Memede şişlik, çukurlaşma, düzleşme gibi gözle görülebilen değişikliklerin olması, elle muayenede hissedilemeyen bir kanserin belirtisi olabilir.
- Meme büyüklüğünde, şeklinde, yüzeyinde değişiklikler olması, meme sıcaklığında artış, kızarıklık, meme derisinde portakal kabuğu gibi buruşuk bir görünüm oluşması.
- Meme başında içeriye doğru çekilme, gamzeleşme, kabuklanma, yara oluşumu, kaşıntı, yanma hissi olması.
- Meme başından akıntı olması.
- Deri yüzeyinde mermer görünümü oluşması.
Memede bu gibi belirtilerden bir ya da birkaçının izlenmesi mutlak bir kanser olduğu anlamına gelmez. Bu belirtiler kanser dışında aşağıda belirtilen hastalıklardan da kaynaklanabilir. Ancak daha detaylı bir araştırma ve kesin teşhis için konunun uzmanı bir doktora başvurulmasını gerektiren durumlardır.
Kanser dışında memede ortaya çıkan hastalıklar:
Fibrokistik hastalık: Memenin en sık rastlanan hastalığıdır. Kadınların %60’ından fazlasında olduğu tahmin edilmektedir. Fibrokistik hastalık 30-50 yaş aralığında sık olarak ortaya çıkar. Meme elle muayene edildiğinde meme dokusunun içinde mercimek tanesi şeklinde küçük çaplı bir çok şişlikten dolay memenin içi pürtüklü gibi hissedilir. En sık olarak memede üst dış kadranda gelişir, ancak tüm meme dokusu içine de yayılabilir. Kanser riski taşımaz.
Fibroadenom: Fibrokistik hastalıktan sonra ikinci sıklıkta görülen meme hastalığıdır. Tek ya da her iki memede, bir ya da birden fazla sayıda olabilir. Genellikle genç yaşlarda ortaya çıkar. Memenin içinde lastik kıvamında, hafif sert, ağrısız, çapı 2-6 cm arası, düzgün yüzeyli iyi huylu kitlelerdir. Cerrahi bir müdahale ile çıkarılarak tedavi edilebilir.
İntraduktal papillom: Genellikle meme başı akıntısı ile kendini belli eder. Çok küçük olduğu için dışarıdan elle hissedilmesi zordur. İntraduktal papillom, meme başının altındaki süt kanallarının içinde oluşur, devamlı ve çok miktarda salgı yaptığı için meme başı akıntısına neden olur.
Basit kistler: Orta yaşlı kadınlarda daha sık olarak rastlanan bu kistler, zararsız, içi sıvı dolu keselerdir. Çapları 1-2 cm den 5-6 cm ye kadar değişir. Tek ya da her iki memede, bir ya da birden fazla sayıda olabilir.
Yağ nekrozu: Meme bölgesinin bir travmaya maruz kalması sonucu yağ dokusunda oluşan harabiyete bağlı olarak ortaya çıkan bir şişliktir.
Memede kalsiyum birikimi: Memede kalsiyum birikimi sıklıkla rastlanan bir durumdur. Mamografi çekildiğinde kendini gösterir. Zararlı bir durum değildir, ancak bazen bir kanserin belirtisi olabilir.
Mastit: Meme dokusunun iltihaplanmasıdır. Genellikle emziren kadınlarda rastlanır. Memede ağrı, şişlik, kızarıklık ve sıcaklık artışı izlenir.
Meme kanserinin gelişimi
Meme kanserleri çoğu zaman memenin üst dış kadranında, azalan sıklık sırasına göre de, merkezi bölge, üst iç kadran ve alt kadranda ortaya çıkar. Meme kanserleri, elle muayene edildiğinde klasik olarak sert, zor hareket ettirilebilen, elastik olmayan bir yumru şeklindedir. Kitleye iştirak edenm dokuların niteliğine ve miktarına göre kıvamı değişebilir. Meme kanserlerinin %90’ından fazlası süt kanallarından, geri kalan kısmı ise meme lobüllerinden ve daha nadiren de memedeki diğer yumuşak dokulardan köken alır.
Meme kanserleri hangi dokudan gelişirse gelişsin, kanser ilerledikçe bir süre sonra lenf damarlarına sıçrar ve lenf damarları boyunca yayılım gösterir. Bir kanserin ana odağının dışında bir başka yere yayılmasına metastaz, buradaki kansere de metastatik kanser adı verilir. Meme kanseri bu durumda öncelikle lenf düğümlerine metastaz yapar. Meme lenf damarlarının büyük bir bölümünün ulaştığı koltukaltındaki lenf düğümleri ve memenin iç yüzündeki lenf düğümleri daha sık olarak tutulur. Koltukaltındaki lenf düğümleri, lenf damarları ile köprücük kemiği boyunca dizilmiş diğer bir grup lenf düğümleriyle de bağlantılıdır. Meme iç yüzündeki lenf düğümleri göğüs kafesi içindeki lenf düğümleri ile de bağlantı halindedir. Kanser ilerledikçe, lenfatik damarları ile koltukaltından köprücük kemiği çevresine, meme iç yüzünden göğüs kafesi içine de yayılım olur. Meme lenf damarları bu iki yol dışında aşağıda göğüs duvarı ve diyafram kasını da geçerek karaciğerin lenf ağı ile birleşir. Lenf akımına karışan kanser hücreleri o bölgenin lenf düğümlerine yerleşerek metastaz yapar. Bu lenf düğümlerindeki metastaz geliştikçe lenf düğümü de büyür, vücut yüzeyine yakın olan lenf düğümleri elle muayene edildiğinde hissedilebilecek duruma gelir.
O bölgedeki lenf düğümlerinin metastaz ile tutulması ya da tümör hücrelerinin lenf damarlarını tıkaması sonucu lenf akımını zorlaştırır. Rahatlıkla akamayan lenf sıvısı meme dokusu içinde ve meme derisinde birikir. Böylece yüzeyi portakal kabuğu görünümüne benzeyen bir şişkinlik ortaya çıkar. Bu görünüm, zaman geçtikçe, kanser ilerledikçe tüm memeyi kaplar hale gelir.
Ana tümör bulunduğu bölgede büyüdükçe önde meme derisine, arkada da göğüs adalesine yaklaşır. Tümör öne doğru büyürse meme derisine yayılır, deride şişkinlik, kızarıklık oluşur ve yara açılır. Tümör arkaya doğru büyürse göğüs adalesine yayılır ve adaleye yapışır, bu aşamadan sonra dışarıdan elle muayene edildiğinde yerinden oynatılamaz halde olur.
Daha henüz kanserin erken evrelerinde bile kanser hücreleri kan damarları yolu ile kana karışır. Ancak kana karışan kanser hücrelerinin çoğu kanın içinde tahrip olur, bu yüzden kan yolu ile yayılım erken dönemlerde genellikle olmaz. Kanser, zamanla geliştikçe kana karışan kanser hücrelerinin sayısı da artar, bu artışa orantılı olarak kan yolu ile metastaz yapma olasılığı da artar. Kanser hücreleri kan yolu ile tüm vücuda yayılabildiği halde yerleşip metastaz yapabilmeleri için belli bir düzeyde oksijene ihtiyaç duyarlar. Kan yolu ile iskelet sisteminde en çok yerleştiği yerler omurga kemikleri (özellikle bel bölgesi), kalça kemiği, uyluk kemiği, kaburga kemikleri ve kafatası kemikleridir. Yumuşak dokular içinde en sık akciğerlere ve karaciğere metastaz yapar. Bunun dışında beyin, hipofiz bezi, ve overlerde (yumurtalıklar) de metastaz görülebilir. Çok nadir olarak da mide ve idrar torbası (mesane) metastazları olabilir.
Tanı yöntemleri
Meme kanserinin tanısı muayene ile başlar ve biyopsi ile sonlanır. Mamografi ve ultrasonografi de memede olağan dışı bir oluşum olup olmadığını belirlemede destekleyici yöntemlerdir. Bu yöntemler mevcut oluşumun iyi ya da kötü huylu olup olmadığı konusunda fikir verebilirse de kesin tanı ancak biyopsi ile konur. Biyopsi, şüpheli olan oluşumdan küçük bir örnek alınarak histopatolojik yöntemler ile incelenmesidir. Bu inceleme sonunda şüpheli oluşumun kanser olup olmadığı, kanser ise kanserin hangi tip olduğu kesin olarak anlaşılır. Biyopsi için birkaç farklı yöntem vardır:
İğne biyopsisi: Memedeki kitlenin içine bir iğne batırılır ve iğnenin ucu ile kitleden bir örnek alınarak inceleme yapılır.
İnsizyonel biyopsi: Lokal anestezi altında meme dokusu kesilerek kitleye ulaşılır ve kitleden küçük bir örnek alınarak inceleme yapılır.
Eksizyonel biyopsi: Lokal ya da genel anestezi altında meme içindeki kitle tamamen çıkarılır ve inceleme yapılır.
Tedavi yöntemleri
Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli adımlar atılmıştır. Bir çok tedavi seçenekleri ortaya çıkmıştır. Bu imkanlar, önemli derecede, kanserin saptandığı evreye göre değişmektedir. Hastalık ne kadar erken evrede saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla olmaktadır. Meme kanserinin çağdaş ve modern tedavisi, konu ile ilgili değişik uzmanlık dallarından oluşan bir tedavi grubunun multidisipliner yaklaşımı ile yapılmaktadır. Bu grubun içinde genel cerrah, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog, plastik cerrah, psikolog ve fizyoterapist gibi, tıbbın değişik dallarından bir araya gelmiş ve özellikle çalışma alanları meme kanseri üzerinde yoğunlaşmış uzmanlar bulunur.
Meme kanserinin tedavisinde uygulanan birbirinden farklı tedavi yöntemleri ve her birinin kendine has yararları vardır.
Cerrahi Tedavi
Cerrahi tedavide kanser kitlesi, ameliyat ile vücuttan çıkarılır. Günümüzde meme kanserinin cerrahi tedavisinde birkaç farklı uygulama vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Lampektomi, meme alınmadan, kanser kitlesinin çevresini saran bir miktar sağlam doku ile bir arada çıkarılmasıdır. Mastektomi, tüm memenin içindeki kanser kitlesi ile birlikte alınmasıdır. Mastektomi girişimleri de üç alt gruba ayrılır. Basit mastektomide sadece kanser ile birlikte tüm meme çıkarılır. Modifiye radikal mastektomide kanser ile birlikte meme dokusuna ek olarak koltuk altındaki lenf düğümleri de çıkarılır. Radikal mastektomide kanser ile birlikte meme dokusu, koltukaltı lenf düğümleri ve göğüs adalesi çıkarılır. Ancak radikal mastektomi günümüzde çok ender uygulanan bir teknik halini almıştır. Yapılacak cerrahi girişim yöntemi kanserin evresi, histolojik tipi, büyüklüğü, meme dokusu içindeki yaygınlığı gibi kriterler dikkate alınarak belirlenir.
Radyoterapi
Radyoterapi, meme kanserinin tedavisinde sıklıkla uygulanan bir yöntemdir. Tedavi edilecek bölgeye yüksek enerjili X ışınları verilerek kanser hücrelerinin yok edilmesi esasına dayanır. Genellikle cerrahi tedavinin ardından uygulanır. Amaç, cerrahi tedaviden sonra kalabilecek kanser hücrelerini de yok ederek kanserin nüks etmesini önlemektir. Bazen cerrahi tedaviden önce kanseri kontrol altına alma amacı ile de uygulanabilir. Radyoterapi günlük olarak uygulanır, tedavi süresi, kanserin tipine ve yakalandığı evreye göre değişebilmektedir. Tedavi süresince, tedavi bölgesinde kızarıklık, hassasiyet, kişide yorgunluk ve halsizlik görülebilir. Tedavinin sona ermesiyle bu tür şikayetler zaman içinde kaybolur.
Kemoterapi
Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağız ya da damar yolu ile verilebilir. Amaç, radyoterapide olduğu gibi geride kalmış olabilecek kanser hücrelerini yok ederek nüks olasılığını azaltmak ya da yok etmektir. Vücudun diğer bölgelerine sıçramış kanser odaklarını da ortadan kaldırma amacı ile de uygulanabilir. Ayrıca cerrahi tedaviden önce, kanserin büyüklüğünü azaltarak daha küçük çaplı bir ameliyat yapma imkanı sağlamak için de uygulanabilir. Kemoterapinin kişinin genel sağlık durumunu sarsıcı nitelikte, infeksiyonlara karşı direncin azalması, yorgunluk, halsizlik, bulantı, kusma, anemi, ağız içi yaralar, saç dökülmesi gibi geçici yan etkileri vardır. Her bir kemoterapi uygulamasının ardından kişinin toparlanabilmesi, kendini iyi hissedebilmesi için birkaç hafta ara verilir. Kemoterapinin süresi, kanserin tipine ve yakalandığı evreye göre değişebilmektedir.
Hormon Tedavisi
Bazı meme kanseri tipleri östrojen hormonuna karşı duyarlıdırlar. Bu tip kanserlerde östrojenin kanser hücrelerinin oluşması ve çoğalması üzerine uyarıcı bir etkisi vardır. Hormon tedavisi ile östrojenin kanser hücreleri üzerine etkisi bloke edilir. Bu amaca yönelik olarak en sık kullanılan ilaç tamoxifendir. Yapılan bilimsel çalışmalar sonucu hormon tedavisinin erken evredeki meme kanserlerinin nüks olasılığını ve sağlam memede de kanser çıkma olasılığını azalttığı saptanmıştır. Hormon tedavisi 2-5 yıl arasında sürmektedir.
Meme Rekonstrüksiyonu
Cerrahi tedavi ile alınan memenin yerine, rekonstrüksiyon yapılarak yeni bir meme oluşturulması, hastaların bedensel kayıplarının en aza indirilmesi, çağdaş meme kanseri tedavisinin ayrılmaz parçasıdır. Plastik ve rekonstrüktif cerrahi, meme kanseri tedavisini tamamlayıcı nitelikte uygulamalar sunmaktadır. Memesi alınmış bir kadın için yeni bir meme oluşturmak üzere gerek kendi dokularının kullanıldığı, gerekse silikon protezlerin kullanıldığı birçok yöntem geliştirilmiş ve bu yöntemler günümüzde son derece başarıyla uygulanmaktadır.