KORDON KANI BANKASI
İnsan yaşamının en mutlu olaylarından biri hiç kuşkusuz çocuk sahibi olmaktır. Anne, baba, bebeklerini kucakladıkları anda onun geleceği ile ilgili planlar kurmaya da başlarlar. Okulu, arkadaşları, mesleği, bilmedikleri bir yaşam kucaklarındadır ve gelecek onları beklemektedir. Bebeğin erkek ya da kız olması değil sağlıklı olması ebeveynleri mutlu eder. Bebeğin en ufak sıkıntısı onları telaşlandırırken ufak bir gülücük ana baba için sonsuz mutluluk anlamına gelir. Gelecekte olabilecek ciddi bir hastalık olasılığı ise ailelerin aklına nadiren gelir. Oysa böyle bir hastalıkla karşılaşıldığında hasta olan çocuğun da ailenin de neler yaşadığını mutlaka çevremizde görmüşüzdür. Modern tıp anlayışında hastalıkların tedavisi kadar önlenmesi de önemlidir. Genetik temelli kan hastalıkları ve kanser türleri gibi bazı hastalıklar ise ne yazık ki önlenemeyip birden karşımıza çıkabilirler. Bu durumda hastalıkla mücadele için elimizde uygun silahların bulunması gerekir. Ana babanın gelecekteki bu riski görüp erken önlem alması en uygun davranıştır ve batılı ülkelerin çoğunda 1990'lı yıllardan beri uygulanan bir yöntem olarak kordon kanı gündeme gelmiştir. Bebeğin kordon kanının saklanması bir çeşit hayat sigortası sayılabilir, karşılığı para ya da maaş değil sağlığın tekrar kazanılmasıdır.
Kordon Kanı Nedir?
Doğum öncesi anne karnındaki yaşamda anne ile bebek arasındaki kan alış verişi plasenta denen özel organ ile olur. Plasenta, bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alışverişini sağlayan bir yapıdır. Doğumdan hemen sonra plasenta görevini tamamlar ve bebeğin ardından rahim dışına çıkar. Yani doğumdan sonra ne anne ne de bebek için artık gerekmeyen bir dokudur ve çöpe atılır. Plasenta ile bebek arasındaki kan taşınması işlevini ise göbek kordonu üstlenmiştir. Yani göbek kordonu anne ile bebeği arasında bir yaşam hattıdır. Bebeğin gelişimi için gereksinimi olan zengin besleyici maddeler kordon kanı ile iletilir. Bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu içinde kalan kana kordon kanı adı verilir.
Kordon Kanının Önemi
Yaşam için vazgeçilmez öneme sahip olan kan, plazma denen berrak sıvı içerisinde bulunan hücrelerden oluşur. Bu hücreler alyuvarlar (eritrosit), akyuvarlar (lökosit) ve trombositlerdir. Eritrositler, içerdikleri hemoglobin aracılığı ile hücreler arasında oksijen ve karbondioksit taşır, lökositler vücudun bağışıklık sisteminin temelini oluştururlar. Trombositler ise pıhtılaşma faktörleri ile birlikte kanın pıhtılaşmasında ve kanamanın kontrolünde görev yaparlar. Tüm bu hücreler kemik iliğinde bulunan ve kök hücre adı verilen bir tür hücrenin farklılaşması ile oluşurlar. Kök hücreler, insan vücudunda bulunan ve her türlü vücut hücresine dönüşebilen ana hücrelerdir. Kemik iliğindeki kök hücreler her türlü kan hücresini üretme yeteneğindedirler ve bu üretim ömür boyu devam eder. Nerede bir zedelenme ya da onarım ihtiyacı varsa, oraya giderek gereken hücre tipine dönüşür ve hasarı onarırlar. Kalp krizi geçirende kalbe, karaciğer harabiyeti olanda karaciğere, kemiği kırılanda kırık hattına giderek gerekli tamiratı yaparlar. Hangi tip hücre ve dokuya ihtiyaç varsa ona dönüşürler. Kök hücreler, tüm vücut doku ve organlarında, kan dolaşımında bulunur. Fakat özellikle üç yerde daha fazladır. Bebeklerin göbek kordonu, kemik iliği ve damarlarımızda dolaşan kandadır. Vücutta en fazla olduğu zaman ise anne karnındaki bebeklik çağıdır. Daha sonra alınan yaşlarla beraber sayısı azalır.
Çocukluk çağı lösemileri (kan kanseri) ile bazı kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarının varlığında kemik iliği sağlıklı olarak görevini yerine getiremez. Bu hastalıkların tedavisinde uygulanan kemoterapi ya da radyoterapi kemik iliğindeki kök hücrelerine de zarar verir. Hastalığın ve tedavinin türüne göre bazı hastalarda kemik iliği nakli tek çare olarak görülmektedir. Bu durumda hastanın kemik iliği ile uyumlu olan sağlıklı bir donörden (verici) alınan sağlıklı kemik iliği ve içerdiği kök hücreleri hastaya verilerek sağlıklı kan hücrelerinin yeniden üretilmesi hedeflenir. Böyle bir durumda hastanın kendi akrabaları hatta kardeşleri arasında bile uygun bir donör bulma olasılığı %25 civarındadır.
Kordon Kanı Bankacılığı
Tarihte ilk olarak kemik iliğinden ameliyatla alınan kök hücreleri lösemi tedavisinde kullanılmıştır. Bu yöntem hala uygulanmakta ve cerrahi koşullar altında ameliyathanede yapılmaktadır. Bu nedenle bazı özel şartlara ve yetişmiş personele ihtiyaç vardır. İlerleyen yıllarda vücutta dolaşan kandaki kök hücrelerin kullanılabileceği anlaşılmıştır. Bunun için önce hastaya hormon verilerek kemik iliğindeki kök hücrelerin hızla çoğalıp kana geçmesi sağlanır. Daha sonra, filtre yardımıyla kandan toplanır ve kalan kan vücuda geri verilir. Bu yöntem de hala uygulanmaktadır. Fakat bu yolla elde edilen kök hücre sayısı diğer yöntemlere göre daha azdır.Bu durum karşısında 80'li yılların başında araştırmacılar hastadan daha önce alınmış olan kordon kanı içerisindeki kök hücrelerin verilebilmesi fikrini oluşturmuşlardır. Böyle bir durumda kişinin kendi hücre ve dokuları ile uyum sorunu olmayacağından bu oldukça önemli bir avantaj sağlayacaktır. İlk olarak Dr. David Harris 1992 yılında doğumda alınan kordon kanının belirli koşullar altında dondurularak saklanabileceği ve daha sonra ihtiyaç olduğunda çözülerek kullanılabileceğini ifade etmiş ve kendi oğlunun kordon kanını laboratuarında dondurarak saklamıştır. Daha sonra toplanan kordon kanlarının belli bir sistematikle kordon kanı bankalarında korunabileceği anlaşılmış ve 1994 yılında dünyadaki ilk kordon kanı bankası Amerika Birleşik Devletlerinde kurulmuştur. O güne dek bir önemi olmayan ve doğum sonrası atılan göbek kordonu ve içerisindeki kan böylece önem kazanmıştır. Günümüzde dünyada pek çok kordon kanı bankası binlerce bebeğin kanını korumaktadır. Bir kordon kanı bankasında doğumda alınan kordon kanları toplanır, işlenir, dondurularak yıllarca saklanır. Kordon kanları –196oC de sıvı azot tanklarında saklanır. Söz konusu yöntem kök hücre sağlama ve depolama açısından en kolay ve ucuz yöntemdir.
Yetişkin kemik iliğinden kök hücre elde etmek steril cerrahi işlemler gerektirir. Bu işlemlerin belli maddi külfetleri vardır ve bir hastalık veya ihtiyaç olmadan istek üzerine yapılan işlemler değildir. Ayrıca, radyasyon, kimyasallar ve enfeksiyonlar gibi dış etkenler nedeniyle ister istemez zarar görmektedirler. Bu durum daha sonra kök hücrelerin sağlıklı bir şekilde üretilmesi ve tedavide kullanılması açısından problem yaratabilmektedir. Oysa göbek kordonundaki kandan elde edilen kök hücre, herhangi bir kimyasalla henüz karşılaşmamıştır ve aynı zamanda kök hücre açısından da son derece zengindir. Bu işlemin anne ve bebek açısından hiçbir risk taşımaması, olası bir hastalık durumunda tedavinin kemik iliği nakline göre daha kolay ve ucuz olması kordon kanının avantajıdır. Direk olarak anne veya bebekten kan alınmadığı için herhangi bir acı hissi ya da komplikasyon riski yoktur. Gerekli durumda çoğaltılması periferik kan kök hücrelerine nazaran daha kolay olmaktadır. Aile içinde doku uyumu daha fazladır. Doğumda alınan kordon kanı ilerde bebeğin kendisi için kullanılmasa da, anne, baba veya diğer kardeşlerden biri için hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bu nedenle birçok anne baba adayı, doğum sırasında bebeğinin kordon kanını saklamak isteyeceklerdir.
Kordon Kanı Neden Saklanmalıdır?
Kordon kanı bankalarında kanlar iki amaç için saklanır; birinci amaç bebeğin ileride kemik iliği nakli gerektirecek lösemi, lenfoma gibi bir hastalığa yakalanması durumunda kendine ait sağlıklı kök hücrelerin kullanılarak tedavi edilebilmesi ve bu sayede ilik uyumu olan verici aranması zorunluluğunun ortadan kalkmasıdır. Kişinin kendi hücre ve dokuları ile uyum sorunu olmayacağından, bu çok önemli bir avantajdır. İkincisi ise saklanan kanın sahibi izin verdiği taktirde bu kanın bebeğin kardeşlerinin, yakın akrabalarının ya da başka hastaların da tedavilerinde kullanılabilmesidir. 1988 yılında Gluckman isimli araştırıcı tarafından Fankoni aplastik anemi hastalığı bulunan bir çocuğun ilk kez kordon kanı ile tedavi edilmesinden bu yana yüzden fazla hasta bu yöntem ile tedavi edilmiştir.
Kişi büyüdükçe vücut hacmi arttığından kordon kanındaki kök hücre sayısı tedavide yetersiz olabilir. Bu yüzden kordon kanı ilk zamanlarda yalnızca çocukluk ya da erken ergenlik çağındaki hastaların tedavisinde kullanılabilmekteyken günümüzde geliştirilen yeni tekniklerle saklanan kordon kanındaki kök hücreler, kök hücre ayıklama yöntemi ile dış ortamda sayıca artırılabilmekte (ex vivo ekspansiyon) ve 40-45 kg.dan daha ağır olan erişkinlerde de kullanılabilmektedir. Bu yeni yöntemden 40'ı aşkın hastalığın tedavisinde faydalanılmaktadır.
Kordon Kanı İle Tedavi Edilen Hastalıklar
Günümüzde hastaların %70 ine uygun kemik iliği bulunamamaktadır Oysa, göbek kordonundaki kandan elde edilen kök hücrelerde -eğer saklanmışsa-, uyum problemi ortadan kalkmaktadır. Bebek doğar doğmaz göbek kordonu bağlanır ve içindeki kan özel bir torba sistemi yardımı ile toplanır. Bu kan hızla laboratuara gönderilir ve burada içerisindeki kök hücreler mikrobiyolojik testlerden sonra ayrıştırılarak özel yöntemler ile dondurulur ve saklanır. Bu işlem sezaryen doğumlarda da uygulanabilir. Dondurulan hücreler daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek tedavide kullanılır. Yaklaşık 30- 60 ml. kök hücre saklanması yeterli olmaktadır. Dünya çapındaki yoğun araştırmalar yöntemin kullanım alanlarını hızla geliştirmektedir.Günümüzde kordon kanı ile tedavi edilebilen hastalıklardan bazıları şunlardır:
Kanser hastalıkları:
Acute lymphoblastic leukemia (ALL)
Acute myelogenous leukemia (AML)
Burkitt's lymphoma
Chronic myelogenous leukemia (CML)
Juvenile chronic myelogenous leukemia (JCML)
Juvenile myelomonocytic leukemia (JMML)
Chronic lymphocytic leukemia (CLL)
Liposarcoma
Myelodysplastic syndrome (MDS)
Chronic myelomonocytic leukemia (CMML)
Refractory anemia with excess blasts in transformation (RAEB-t)
Neuroblastoma
Non-Hodgkin's lymphoma
Refractory Hodgkin's disease
Retinoblastoma
Kemik iliği hastalıkları :
Severe aplastic anemia
Blackfan-Diamond anemia
Dyskeratosis congenita
Fanconi anemia
Myelofibrosis
Kalıtsal kan hastalıkları :
Amegakaryocytic thrombocytopenia (AMT)
Evans syndrome
Kostmann's syndrome
Sickle cell anemia
ß-thalassemia (Cooley's anemia)
Bağışıklık yetersizlikleri :
Chronic granulomatous disease
Common variable immune deficiency (CVID)
Omenn's syndrome
Severe combined immune deficiency (SCID and SCID-ADA)
Reticular dysgenesis
Thymic dysplasia
Wiskott-Aldrich syndrome
X-linked lymphoproliferative disease
Doğuştan gelen metabolik düzensizlikler :
Adrenoleukodystrophy
Bare lymphocyte syndrome (MHC-II complex)
Batten disease (inherited neuronal ceroid lipofuscinosis)
Familial erythrophagocytic/hemophagocytic lymphohistiocytosis
Gunther disease
Hunter syndrome
Hurler syndrome
Krabbe disease (globoid cell leukodystrophy)
Langerhans cell histiocytosis
Lesch-Nyhan disease
Leukocyte adhesion deficiency
Maroteaux-Lamy syndrome
Osteopetrosis
Tay-Sachs disease
Gaucher disease
Kordon Kanı İle Tedavi
Araştırmacılar, kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu yöntemi kullanmasını önermektedir. Zira, her geçen gün yeni bir hastalığın tedavisinde kök hücrelerden yararlanılabileceği bildirilmektedir.
Kordon kanında bulunan kök hücreler sadece kan serisine ait değildir, kondroblast denen kemik kök hücreleri günümüzde pek çok batı ülkesinde kemik hastalıklarının tedavisinde ve protez uygulamalarında kullanılmaktadır. Dendritik kök hücreler sayesinde pek çok kanserin tedavisi için çalışmalar yürütülmektedir. İlerleyen yıllarda kan hastalıklarından başka kök hücrelerle kas,sinir,deri, kalp, beyin hücreleri de tamir edilebilir. Diyabet, Parkinson, Alzheimer tedavisi mümkün olabileceği gibi felçliler de özellikle medulla spinalis kesisi olanlarda ve belki günümüzde aklımıza gelmeyecek başka hastalıklarda da kök hücreler tedavide kullanım yeri bulacaklardır.
Zarar gören organların kök hücre yardımıyla eski haline dönüştürülmesi için pek çok çalışma yapılmaktadır.Örneğin, Fransa’da insanlar üzerinde yapılan bir araştırmada, kalp krizi geçiren hastalara kök hücre tedavisi uygulandığında, verilen bu hücrelerin kalbin hasarlı kısmına yerleşerek kalp kası haline geldiği ve kalp fonksiyonlarını düzelttiği gösterilmiştir. Sinir kesisi ya da harabiyetine bağlı felç sonrasında, kök hücrelerin alana enjeksiyonu ile, kesi hattında yeni sinir hücrelerinin geliştiği gösterilmiştir. Aynı işlem böbrek, karaciğer, pankreas, kemik kırıkları için de uygulanabilmektedir. laboratuar ortamında devam eden çok sayıda çalışma mevcuttur.
Bugün için, böbrek, karaciğer, akciğer, kalp ve kornea nakilleri ihtiyacı olan insanlara başarı ile uygulanmaktadır. Fakat, doku uyumu tam olan bir organ bulmak gün geçtikçe daha da zorlaşmaktadır. Laboratuar ortamında kök hücrelerden yapılacak organlar yardımıyla bu sorunun kolayca çözüleceği düşünülmektedir. Kaza veya hastalık sonucu bir organını tamamen kaybeden bir hasta için laboratuar ortamında organ yetiştirilebilir. Örneğin, bir farenin sırtına yerleştirilen kök hücrelerle insan kulağı yeniden üretilebilmiştir. Bu konudaki çalışmalar tüm dünyada devam etmektedir.
Bu işlemin anne ve bebek açısından hiç bir risk taşımaması, olası bir hastalık durumunda tedavinin kemik iliği nakline göre daha kolay ve ucuz olması nedeniyle pek çok anne-baba adayı doğum sırasında bebeklerinin kordon kanının saklanmasını isteyeceklerdir.
Kişi büyüdükçe vücut hacmi arttığından kordon kanındaki kök hücre sayısı tedavide yetersiz olabilir. Bu yüzden kordon kanı ilk zamanlarda yalnızca çocukluk ya da erken ergenlik çağındaki hastaların tedavisinde kullanılabilmekteyken günümüzde geliştirilen yeni tekniklerle saklanan kordon kanındaki kök hücreler, kök hücre ayıklama yöntemi ile dış ortamda sayıca artırılabilmekte (ex vivo ekspansiyon) ve 40-45 kg.dan daha ağır olan erişkinlerde de kullanılabilmektedir. Bu yeni yöntemden 40'ı aşkın hastalığın tedavisinde faydalanılmaktadır.